|
SINAV KORKUSU
"Zor iş kolay işlerin birikmesinden oluşur."
Hazırlanılması gereken derslerin birikip ağırlaşması, sizden
beklenenlerin fazlalığı ve bütün bunları nasıl yapacağınızı
bilememeniz, büyük bir yük oluşturur. Bu da zamanla bıkkınlık
verir. Sınava hazırlanan herkesin dönem dönem yaşadığı bu
usanma ve karamsarlık duygusu son derece normaldir.
Gereksiz olan ise bu duygular karşısında ümitsizliğe kapılarak,
kendinizi güçsüz ve çaresiz hissederek çalışmayı bırakmaktır.
Sınavdan korkmakla, sınav korkusu ( Sınav Kaygısı)
arasında önemli farklar vardır. Sınavdan
korkan öğrenci, yaklaşan
sınava göre , zamanını planlayarak çalışır. Zaman geçtikçe de
korkusu azalır. Her öğrenci mutlaka sınavdan hemen önce
bir heyecan duyar, ancak bu heyecan onun başarılı olmasını
sağlayacak, canlı ve diri tutacak ölçüde olduğunda gerekli
bir duygudur.
Sınav korkusu duyan bir öğrencinin ise sınav yaklaştıkça korkusu
ve telaşı artar. Bu korku öğrencinin çalışmasına ve öğrenmesine
engel olur ve sınav günü gelip çattığında ise tutulur kalır.
Söz konusu bu korku sırasında, beden kimyasında meydana
gelen değişiklikler, beyinde öğrenme için gerekli olan protein
zincirlerinin oluşumunu engeller. Yani sınav korkusu akıl
yürütme ve soyut düşünme yönündeki zihinsel
faaliyetleri bozar. Bu nedenle öğrencilerin
başarısızlığına yol açan en önemli
faktörlerden biridir. Öyle ki yapılan araştırmalar sınav
korkusunun, ameliyat korkusundan çok daha yüksek
boyutta olduğunu göstermektedir.
Sonuçları itibariyle, hiç de küçümsenmeyecek bir öneme
sahip olan bu korkuyla, başa
çıkmanın yollarını şöyle özetlemek mümkündür.
GEVŞEME
Sınav korkusunun beden kimyasını nasıl etkilediğine değinmiştik.
Gevşeme sayesinde değişen beden kimyasının önceki haline
dönmesi mümkündür.
Bedeni kontrol etmek yolunda birinci adım solunum kontrolüdür.
Çünkü solunum yarı otonom , yarı iradeli bir fonksiyondur.
İyi nefes almak iyi nefes vermekle başlar. İyi nefes burundan ,
ağır, sessiz ve derin alınır. Akciğerlerin bütününü doldurarak
diyaframı aşağı iter. İyi nefes alındığı sürenin iki katı sürede
verilir.
Günde 40- 50 defa bu şekilde nefes almayı alışkanlık haline
getirmek yaşanılan korku düzeyini düşürür. Bunun için bazı
durumlarla nefes alma davranışını bir şeyle eşleştirmek ve onu
hatırlatıcı bir obje kullanmak yararlıdır. Örneğin aynanın
üzerine, dolabınızın üzerine ya da içine, masa saatinin görünür
bir köşesine yapıştıracağımız ufak
bir renkli kağıt tarif edildiği
şekilde nefes almanızı size hatırlatacaktır.
FİZİK EGZERSİZLERİ
Düzenli yapılan fizik egzersizlerinin akıl ,ruh ve beden sağlığı
üzerinde olumlu yönde , köklü etkiler yaptığı pek çok bilimsel
araştırmayla kanıtlanmış bir gerçektir. Ayrıca düzenli fizik
egzersizlerinin uygulanması uyku üzerinde de olumlu bir
etkiye sahiptir. Ev içinde sabahları her gün 10 - 15 dakikalık
bir fizik egzersiz programının uygulanması olumlu sonuçların
alınması için gereklidir. Dikkat edilecek bir diğer
noktada, program bittiği zaman
kendinizi dinlenmiş hissetmeniz gerektiğidir.
DÜŞÜNCE BİÇİMİNİN DÜZENLENMESİ
İnsanlar genellikle duygu ve düşüncelerinde belirleyici olanın
çevredeki diğer insanlar ve olaylar olduğunu kabul
etmektedirler. Bu yüzden kendilerinde gerginlik yaratan,
duygusal açıdan sıkıntı veren kendileri
dışındaki olay ve kişileri suçlarlar. Böylece hem strese girer
hem de bu stresten kurtulmayı güçleştiren önemli
bir hataya düşerler.
Özetle; önemli olan olaylar değil, olaylara bakış açımızdır. Bu
durumda olumsuz duygu ve davranışlardan kurtulmak için
düşünce biçimimizi değiştirmemiz gerekecek. Bunun için
olaylara ilişkin yaklaşımımızı gözden geçirmeliyiz.
a) Düşünce biçimimiz objektif mi?
Gerçekliğe uyuyor mu?
b) Yaklaşım biçimimiz ve
değerlendirmemizin bize, problemi çözmeye faydası var mı?
c) Yaklaşım biçimimiz diğer
insanlarla olan ilişkilerimizi olumlu yönde etkiliyor mu?
d) Değerlendirme biçimimizin
amaçlarımıza katkısı var mı?
e) Yorumlama biçimimiz iç çatışma
ve iç gerginliğimizi azaltıyor mu?
Bu sorulardan en az 3 tanesine
cevabınız " evet" ise iyi, eğer "evet"ler 3 den az ise yaklaşım
biçiminizi gözden geçirmelisiniz.
KORKUNUZU AZALTMAYA YÖNELİK İPUÇLARI
- Sınava girmeden önce, geçmişteki başarısızlıklarınızı değil,
başarılarınızı hatırlayın. Kendinize gerçekteki değerin altında
değer biçmeyin.
- Daha önce yaşanmış olan başarısızlıkların sebeplerini
araştırın. Onları telafi edin ki yeni başarısızlıkların
sebepleri olmasınlar.
- Sınav sizin o ana kadar öğrenmiş olduğunuz bilgilerin
değerlendirilmesidir. Asla sizin kişiliğinizin bir
değerlendirilmesi değildir. Sınav sonucunda başarısız olmanız
yalnızca sizin yeterli bilgiye sahip olmadığınızı gösterir. Bu
da kişiliğiniz hakkında bir değerlendirme olamaz.
- " ÖSS sınavını mutlaka kazanmalıyım" yerine ".......
Fakültesine girmek istiyorum, demek ve bu şekilde düşünmek çok
daha gerçekçidir. "meliyim-malıyım" şeklinde biten ifadeler
düşünceleri istek olmaktan çıkarıp birer yasa haline getirirler.
İstekler yerine getirilemediği zaman değişebilir. Ama yasaların
değiştirilmesi çok daha zordur ve beraberinde bazı yaptırımları
getirir. Bu yüzden istedikleriniz bir tercihtir,
değiştirilebilir. Asla yasa değildir, unutmayın.
- Gireceğiniz sınav hakkında olumlu düşünün. Bu bir sınavdır
sadece, bunu bir ölüm kalım savaşı haline getirmeyin.
Sınavda başarısız olursanız bu sizin kişiliğinizi olumsuz
değerlendirmenize kendinizi değersiz gereksiz görmenize yol
açmamalıdır. Sınavda başarılı olmak sizin tek ve değişmez
amacınız olmasın. Kazanma şansınız çok yüksek bile olsa
kendinize başka amaçlar tasarlayın, Sınavı kazanmak ilk
tercihiniz diğer amaçlar ise ikinci, üçüncü tercihiniz olsun.
Böylece sınavı kazanamazsanız dahi yönelecek başka amaçlarınız
olur.
SINAV
KAYGISI
Kaygı
Nedir?
Kaygı:
kişi fiziksel ya da duygusal baskı altındayken ortaya çıkan bir
tepkidir. Kaygı, üzüntü, sıkıntı, korku, başarısızlık duygusu,
acizlik, sonucu bilememe ve yargılanma gibi bir ya da birçok
heyecanı içerebilir. Aşırı korku ve kaygı anında beyin adrenalin
ve noradrenalin denilen maddeleri salgılar. Bu iki madde de
düşünmenin bloke olmasına yol açar. Beyinde öğrenmek için
gerekli olan protein zincirlerinin kurulması engellenir. Sınav
kaygısı nedeniyle bildiklerini unutan öğrencilerin durumu bundan
ibarettir. Korku ve kaygı aynı kavramlar değildir, aralarında
farklılıklar vardır. Korku da fiziksel varlığımızı tehdit eden
unsurlar vardır. Kaygı da ise fiziksel varlığımıza yönelik bir
tehlike yoktur. Kaygının kaynağı belirsizdir. Kaygıyı tamamen
olumsuz düşüncelerimiz sonucu üretiriz. Ben yılandan korkarım
örneğinde olduğu gibi korkunun kaynağı bellidir. Korku kaygıdan
daha şiddetli olur. Korku daha kısa sürelidir, kaygı ise uzun
süre devam eder.
Korku ve kaygı arasındaki benzerliklere
dayanılarak psikologlar korku sırasında ortaya çıkan fizyolojik
oluşumların kaygı anında da gözlenebileceğini ileri
sürmüşlerdir. Bu nedenle psikologlar kalp atışı, kan basıncı,
kanın kimyasal yapıları, galvanik deri tepkisi, nefes alış,
nefes veriş oranı gibi değişik fizyolojik belirtileri kaygı
ölçmede kullanılır.
Sınav kaygısı; öğrencinin sınav anında potansiyelini tam
olarak ortaya koyamaması durumudur. Öğrenciler sınav anında
olumsuz iç konuşmalarla kendilerini etkiler ve düşünülen bu
olumsuz konuların doğruluğuna inanır bunun sonucu da
çalışmasının karşılığını alamamaktadır.
Genel olarak insanlar kaygıyı; gelecek ile
ilgili karamsarlık, başarısızlık, endişe umutsuzluk, karışıklık
duygularıyla dile getirirler.
Herhangi bir duygunun oluşmasında (kaygı dahil) üç ana boyut
vardır.
1.
Dış çevremizde oluşan olaylar: örneğin birinden
hediye aldığımızda mutlu oluruz, yakınlarımızı kaybettiğimizde
üzülürüz, karanlıkta karşımıza biri çıkarsa korkarız, sınavlar
sırasında heyecanlanırız.
2.
Fizyolojik tepkilerimiz: örneğin, kalp atışında
artış, midemizin bulanması, başımızın ağrıması.
3.
İç konuşmalar: dış olaylarla ilgili olarak
geliştirmiş olduğumuz inançlarımız, olaylara yüklediğimiz
anlamlardır. Kısaca kafamızın içinde yaptığımız monologlar ya da
iç konuşmalardır.
Sınav heyecanı da kendiliğinden ortaya çıkan, bizim elimizde
olmayan bir şey değildir. Düşünceyi biz başlatır ve biz
bitiririz.
Sınava
başlamadan kısa bir süre önce hissedilen duygu hali genellikle
heyecandır. Beyin bir süre sonra karşılaşacağı soruları
yanıtlayabilmek ve gerekli olan beyin fonksiyonlarını yerine
getirebilmek için hazırlık aşamasındadır. Önemli olan bu doğal
sürecin kaygıya ve paniğe dönüştürülmemesi, algılama, hatırlama,
anlama, yorumlama gibi bilişsel etkinliklerin olumsuz yönde
etkilenmemesidir.
Eğitim
ortamlarında gözlenen kaygının birçok nedeni vardır. Kötü
çalışma alışkanlıkları, yüksek beklenti düzeyi, mükemmeliyetçi
yaklaşım, görev ve sorumlulukları erteleme, başarısız olma ve
değerlendirilme korkusu. Ancak bu nedenlerin önemli bir bölümü,
öğrencinin başarısızlık endişesi ile ilişkilidir.
Sınav Kaygısının Nedenleri
Öğretmenden Kaynaklanan Nedenler
Başarısızlık endişesinin bir nedeni de öğretmenin kişiliği ve
eğitim anlayışından kaynaklanmaktadır. Örneğin, öğretmen
mesleğin gerektirdiği yeterliliklerden yoksunsa, sınıfa egemen
olamamak, model oluşturamamak gibi kaygılar geliştirebilir. Bu
tür kaygıların bilinçdışı baskıları nedeniyle öğretmen,
öğrencilerine karşı öfke ve kızgınlık duyabilir.
Öğrencilerle baş edememe endişesinden kaynaklanan bu tür
davranış bozuklukları genellikle yoğun suçluluk ve güvensizlik
endişeleri ile birlikte yaşanır. Böylece kendini sürekli haklı
göstermek için öğrencilerini suçlamayı alışkanlık haline
getirir, buda öğrencide kaygı yaratır.
Kaygının bir başka göstergesi de yüksek başarı beklentisidir.
Öğretmen sınıf düzeyinin üzerinde hedefler belirlerse,
öğrencinin güdülenmesini güçleştirir. Böyle bir durumda
hedeflere ulaşmak için zorlanan öğrencilerin motivasyonları
bozulabilir.
Öğretmenin öğrenciye yönelik olan tutumu da kaygıya neden
olabilir. Örneğin, otokritik yönetim anlayışına sahip olan bir
öğretmenin şiddet (dayak, tehdit vb) ve yarışma gibi
uygulamalarla öğrencilerini incitmesi sınıfta yoğun bir kaygının
yaşanmasına yol açar.
Öğretmenin ses tonu, beden dili, konuşma biçimi gibi birçok
davranışı öğrenciler tarafından kaygı nedeni olarak
algılanabilir. Bu nedenle öğretmen; her koşulda sevecen,
hoşgörülü ve anlayışlı olmalıdır. Kaygının yok edilmesi sınıfta
demokratik bir eğitim ortamının sağlanmasını gerektirir.
Bizim
kültürümüzde aile içi beklenti düzeyi, olması gerekenden daha
yüksektir. Anne ve babaların başarıya yönelik duygusal
beklentileri çocukları üzerinde baskı oluşturacak kadar
yoğundur. Çocuktan beklenen başarının ailenin şerefi olması da
bir başka önemli noktadır. Aile içi beklentilerin bir özelliği
de kıyaslamalı örneklere açık olmasıdır. Tanınan birisinin,
çocuğun bir arkadaşının, başarılı bir kardeşin model seçilmesi
önemli bir baskı oluşturur.
Aileden Kaynaklanan Nedenler
Aile içerisinde çocuktan hiçbir şey beklenmemesi çocuğun
motivasyonunu düşürür. Ailenin çocuktan beklentisi ne çok yüksek
ne de çok düşük olmalıdır Bu ikisi arasında dengeyi kurabilmemiz
için aile içi beklentilerin her sonuca açık olması, çocuğun ilgi
ve yeteneklerinin bilinmesi, kıyaslamadan uzak olması gerekir.
Ailenin okul içi beklentileri; çocuğumu iyi okula gönderiyorum,
artık her sorun orada çözülmelidir diye düşünmek yanlış olur.
Okul içi beklentilerin çözüm noktası öğrencinin ilgisini,
kapasitesini doğru ölçebilmek, ne yapabileceğini doğru
kestirerek onu yönlendirmek olmalıdır
Ailenin sergileyeceği sınava yönelik tavır ve davranışlar,
ailenin sınavla ilgili tanımları gencin kaygı düzeyini olumlu ya
da olumsuz etkileyecektir.
Ailelerin çocuklarını motive etmek, hırslandırmak amacıyla
kullandığı yöntemler kimi zaman sınav kaygısının kaynağını
oluşturabilir. Örneğin, sen bu gidişle zor kazanırsın, bu
çalışmayla hiçbir yere giremezsin, aman bizi utandırma, bak biz
elimizden gelen her türlü özveriyi gösteriyoruz şimdi sıra sende
vb ifadeler bireyi teşvik etmek yerine kaygıya neden olur
Arkadaştan Kaynaklanan Nedenler
Kaygı
bazen arkadaş grupları nedeniyle de ortaya çıkabilir.
Arkadaşlarının dalga geçeceği endişesi, onların arasında küçük
düşme kaygıya sebep olabilir.
Kendinden bekleme: İnsanlar kendileri dışında herkesten
birçok şey beklerler ama ne yazık ki kendilerinden bir şey
beklemezler ya da yanlış beklentiler içerisine girerler. Oysa
doğru beklenti, kişinim her şeyi kendisinden, kendi gücünden,
kendi çalışmasından beklemesidir. Kendisinden ne
bekleyebileceğini bilen, kendisini motive edebilen, kendi
kapasitesini artırabilen, kendini gerçekleştiren kişiler
başarıyı da yakalamaya yakın olanlardır.
Kaygı Bulaşıcı Bir Duygudur
Sınava
hazırlık sürecinde gençleri ve aileleri kaygılandıran birçok
faktör vardır. Bunlardan birisi de belirsizliklerdir. Bu
belirsizlikler;
·
Konuların nasıl yetiştirileceği,
·
Eksiklerin nasıl tamamlanacağı,
·
Nelere öncelik verileceği,
·
Hâlihazırda yapılan çalışmaların yeterli olup
olmayacağı,
·
Deneme sınavlarında gösterilen performansın
gerçek sınava nasıl yansıyacağı vb.
Bir diğer etkende genç ve ailesinin sınava ilişkin ürettikleri
olumsuz düşüncelerdir. Bunlar;
·
Sınavdan önce sınavın sonucuna yönelik olumsuz
tahmin yürütmeler
·
Karşılaşılan herhangi bir güçlükten sonra sınavın
başarılı geçmeyeceğine yönelik atıfta bulunmalardır.
·
Sınavın genç ve ailesi tarafından bir kişilik
ölçümü olarak görülmesi
·
Başkaları ile kıyaslama
·
Sınavda başarılı olamazsa rezil oluruz vb
düşünceler
Kaygıya İlişkin İpuçları
·
Aşırı gerginlik ve huzursuzluk.
·
Tahammülsüzlük, aşırı duyarlılık.
·
Dikkati toplayamama.
·
Kendini suçlama.
·
Olumsuz olaylardan ve sonuçlardan kolay
etkilenme.
·
Uykusuzluk, fiziki yorgunluk ve psikosomatik
belirtiler.
Kaygılı Birey Sınavda Neler Yaşar?
·
Sınav sırasında bildiklerini unuttuğu duygusuna
kapılır.
·
Sınav sırasında yüksek kaygı nedeniyle okuduğunu
anlayamaz.
·
Bildiği soruları yanlış yapar ya da yanlış şıkkı
işaretler.
·
Dikkatini toplayıp sınava odaklanamaz.
·
Yeterli ve sistemli çalıştığı halde sınavlarda
başarı göstermez.
·
Sınava girmekten kaçınır.
·
Sık sık sınavı kazanamayacağı düşüncesine
kapılır.
·
Sınav öncesinde aşırı gerginlik ve sinirlilik
gösterir.
·
Sınavlardan önce aşırı uykusuzluk yaşar.
·
Sınavla ilgili olumsuz düşünceler üretir.
·
Zamanı iyi kullanamaz, işlem hatası yapar.
·
Çözemediği bir soruyla karşılaştığında kendini
yargılayarak, korkuya kapılır ve diğer soruları da
çözemeyeceğini düşünmeye başlar.
Kaygının Fizyolojisi
·
Soluk alıp vermemiz hızlanır
·
Terlemeye başlarız
·
Kelimeler boğazımızda düğümlenir
·
Midemiz bulanmaya başlar
·
Kaslarımız gerilmeye başlar
·
El ve ayaklarda üşüme, avuç içlerinde terleme
olur.
·
Nefes alıp vermede düzensizlik, kesik kesik nefes
alma, gerginlik kalp çarpıntısı.
·
Vücudun belirli bölümleri de ağrılar
·
İshal ya da kabızlık, sürekli tuvalete gitme
ihtiyacı
·
Sürekli bir yorgunluk ve tedirginlik
·
Boyun kaslarının gergin olması
Kaygı Yaralı Olabilir mi?
Kaygının yararlı veya zararlı olduğunu anlayabilmek için iki
faktörü bilmemiz gerekir. Kaygının derecesi ve başarmayı
amaçladığımız görevin zorluk düzeyi. Örneğin; zor bir fizik
problemini anlayarak çözümleme gibi oldukça karmaşık bilişsel
işlemleri içeren bir görevi başarma durumunda, kaygının zararlı
olduğu gözlenmiştir. Basit bir işlemi gerektiren durumlarda orta
derecedeki kaygı göreve daha erken başlamada ve daha erken
bitirmede yararlı bulunmuştur.
Orta
derecede akademik yeteneği olan öğrenciler ve düşük kaygı
düzeyindeki öğrenciler, yüksek kaygı düzeyindeki öğrencilere
nazaran daha başarılı olmuşlardır. Çok yüksek ve çok düşük
akademik yeteneğe sahip öğrencilerde yüksek ya da düşük kaygılı
olmak öğrenme açısından pek fark oluşturmamıştır.
SINAV KAYGISIYLA BAŞA ÇIKMA YOLLARI
Kaygı ve gerginlikle başa çıkma yollarını iki
temel grupta toplayabiliriz.
1.
Bilinçli başa çıkma yolları
2.
Bilinçsiz olarak uyguladığımız teknikler
Bilinçli Başa Çıkma Yolları
Otohipnoz Tekniği
Holland ve Tarlow (1980) adlarındaki psikologlar oto hipnoz
tekniğinin kaygı ve gerginliğin azaltılmasında etkin bir biçimde
kullanılabileceğini savunmuşlardır. Ancak bu teknik uzman
tarafından uygulanmalıdır.
Dereceli Gevşeme Tekniği
Kendinize rahat bir ortam seçin. Sakin, hiç
olmazsa 30 dk sizi kimsenin rahatsız edemeyeceği bir odada bir
halı ya da minder üzerine uzanın.
·
Sağ yumruğunuzu sıkın, bir süre tutun ve
gevşetin. El kaslarınızı eliniz sıkık iken ve daha sonra
gevşeyince nasıl hissettiğinize dikkat edin.
·
Şimdi aynı yumruğunuzu yavaş yavaş sıkın ve bir
süre sonra yavaş yavaş gevşetin. Yine dikkatinizi kaslarınızdan
ayırmayın, yumruk sıkılırken ve gevşerken nasıl bir değişiklik
olduğunu gözleyin.
·
Şimdi sol yumruğunuzu sıkın, bir süre tutun ve
gevşetin.
·
Sol yumruğunuzu yavaş yavaş sıkın ve bir süre
öyle tuttuktan sonra yavaş yavaş gevşetin.
·
Sanki bir ağırlık kaldırıyormuş gibi her iki
kolunuzu da bileklerden bükerek pazılarınızı gerin, kademeli
olarak bu gerginliği iyice artırın ve sonra tamamıyla gevşek
bırakın.
·
Bir önceki basamağı yavaş yavaş tekrar edin.
·
Kolunuzu aşağıya indirin, ellerinizin arkasını
bacaklarınızın ürerine koyun ve kollarınızı geriye doğru
gittikçe artan bir kuvvetle itin. Daha sonra tümden gevşetin ve
kolunuzun arka kısmında yer alan kaslarınızın farkına varın.
·
Şimdi kollarınızı bedeninizin yan tarafına
bırakın ve bütünüyle gevşetin ve gerginliğin kolunuzdan akıp
dışarı çıktığını hayal edin.
·
Kaşlarınızı yukarı doğru kaldırarak alnınızı
kırıştırın ve gerin. Bir süre öyle gergin tuttuktan sonra
gevşetin ve serbest bırakın.
·
Göz kapaklarınızı sıkı sıkıya kapatın; bir süre
iyice sıkın. Daha sonra, gözünüzü açmadan göz kapaklarınızı
gevşetin. Göz kapaklarınızın ve gözünüzün çevresindeki kasların
gergin ve gevşek olmaları arasındaki derin farka dikkat edin.
·
Dişlerinizi sıkarak çene ve şakak kaslarınızı
iyice gerin. Bir süre sonra gevşeterek çeneniz gevşek bir
biçimde, ağzınız yarı açık kalacak bir biçimde bırakın.
·
Boyun kaslarınızın farkına varmak için kafanızı
arkaya doğru atın ve boynunuzun arasındaki kasları iyice gerin,
daha sonra kaslarınız gergin durumda iken başınızı önce sağa
sonra sola çevirin, daha sonrada öne doğru eğin. Bir süre gergin
tuttuktan sonra gevşetin.
·
Omuzlarınızı yukarı kaldırıp omuzla boyun
arasında kalan kasları gerin, bir süre gergin tutun ve daha
sonra bütünüyle gevşetin.
·
Omuzlarınızı, daha sonra kollarınızı, ensenizi,
boynunuzu, çenenizi, göz kapaklarınızı ve alnınızı tamamıyla
gevşetin. Yorgunlığun ve gerginliğin yukarıdan aşağıya doğru
omuzlarınızdan kollarınıza, oradan da parmak ucunuzdan yere akıp
döküldüğünü hayal edin. Gerginliğinizin gittikçe hafiflemekte
olduğuna dikkat ediniz.
·
Derin nefes alın ve göğsünüzden oluşan gerginliğe
dikkat edin. Nefesinizi tutun ve göğüs kasarınızın gerginliğini
gözleyin. Şimdi nefes vererek tümden gevşeyin.
·
Şimdi yavaş yavaş ve düzenli bir şekilde nefes
alıp vermeye başlayın. Her nefes verişte bedeninizin gevşediğini
düşünün. Nefes alıp vermeye devam edin ve bedeninizin diğer
kısımlarındaki yorgunluğun nefes alıp verirken gittikçe kaybolup
gittiğini gözleyin.
·
Şimdi karın kaslarınızı kasın ve bir süre gergin
tutun. Daha sonra gevşetin ve karın kaslarınızın gevşek ve
gergin oldukları zaman aralarındaki büyük farka dikkat edin.
·
Omuriliğinizin iki yanındaki kasları gerin,
bedenin diğer yerleri gevşerken bu kasların gergin olmasına
dikkat edin. Bu kasları biraz gergin tuttuktan sonra gevşetin ve
aralarındaki farka dikkat edin.
·
Nefes alıp vermeye devam edin ve bedeninizin üst
ya da, alt kısmında gergin hangi kas varsa gevşetin. Bedeninizde
hiçbir gergin kas kalmayıncaya kadar gevşemeye devam edin.
·
Şimdi kalça ve bacaklarınızın kaslarını iyice
gerin ve bir süre sonra gevşetin. Bu kaslarınızın, gergi veya
gevşek olmaları arasındaki büyük farka dikkat edin.
·
Topuklarınızı kaldırmadan ayakuçlarınızı yukarı
kaldırarak baldır kaslarınızdaki gerginliği arttrtırın.
Kaslarınız gergin iken ayak parmaklarınızı oynatarak kas
gerginliğinizin iyice farkına varın. Daha sonra ayakucunuzu
normal duruma getirip kaslarınızı tamamıyla gevşeterek aradaki
farkı gözleyin.
·
Topuklarınızı kaldırmadan ayakuçlarınızı geriye
doğru iterek diz altındaki baldır kemiklerinin ön kısımlarındaki
kasları gerginleştirin. Bu kasları bir süre gergin tuttuktan
sonra gevşetin ve arlarındaki farkı gözleyin.
·
Şimdi bütün bedeni gözden geçirin ve başınızdan
başlayıp, ayakucuna kadar kaslarınızın tümünü gevşetin. Baş,
alın, göz kapakları, çene, boyun, ense, omuzlar, kollar, göğüs,
karın, kalça, bacak, baldır ve ayak kasları tümden gevşek bir
biçimde yatın. Düzgün nefes vermeye devam edin. Kaslarınızdaki
gerginliğin kollarınızdan ve bacağınızdan akıp gittiğini
gözleyin. Bu şekilde beş, on dakika rahatça yatın.
İşten geldikten sonra, okuldan sonra her gün 15-20 dk.
uygulayabilirsiniz.
Kaynağı Bulma Tekniği
·
Kaygınızın farkına varın ve kaygılı olduğunuzu
kabul edin.
·
İçinde bulunduğunuz durumdan bir süre uzaklaşın
ve durumunuzu gözden geçirin.
·
Kendinizi en rahat hissedeceğiniz ortamda hayal
edin.
·
Kaygının temelinde yatan nedenlerin sizin benlik
kavramınızı nasıl etkilediğini anlayın.
·
Kaygınızın ortadan kalkması için uygulayacağınız
kısa süreli ve uzun süreli çözüm yolları saptayın.
·
Kısa süreli çözüm yollarını hemen uygulamaya koy
ve uzun süreli çözümler için gerekli adımları atmaya hazırlanın.
·
Kaygı için harcadığınız enerji ve zamanın hiçbir
yararı olmadığını unutmayın.
·
Kaygınınızı abartmaktan sakının.
Düşünsel Olarak Kaygıyla Başa Çıkma Yolları
·
Düşünce biçimimiz herkesçe kabul edilebilen
objektif gerçeklere dayanmalıdır. Olayları yorumlayış tarzımız
çevremizdekilerce kabul edilebilir olmalıdır.
·
Olayları değerlendirme tarzlarınız ve
yaklaşımınız sorun çözmeye yardımcı olmalı ve hedeflediğiniz
kısa ve uzun vadeli amaçlarınıza katkı sağlamalıdır.
·
Olayları yorumlayışınız sizi duygusal gerginliğe
sürüklememeli, rahat ve huzurlu hissetmenizi sağlamalı.
·
Tek bir olaya dayalı genellemeler yapmadan
gerçekçi kanıtlarla sonuca varmaya çalışın.
·
Sizi kaygılandıranın sınavlar değil, sizin sınava
ve sonuçlarına yakıştırdığınız farklı anlamalar ve sınav
hakkında ürettiğiniz olumsuz düşünceler olduğunu
kabullenmenizdir.
·
.Sınavlarda uygulanan testler kişilik testleri
değil bilgi ve başarı testleridir. Dolayısıyla sınavlar
kişilinizin değerlendirilmesi değil bilgilerinizin ölçülmesidir.
Sınavı bir kişilik değerlendirmesi olarak değil yetenek ve
bilgilerinizi sınama imkânı olarak görün.
·
Geçmiş başarısızlığınıza üzülmek yerine gelecekte
başarılı olmanın yollarını arayın.
·
Önceki başarısızlıkların devam etmesi kural
değildir. Geçmiş başarısızlıklarınızın nedenini arayın, gidermek
için gerekli tedbirleri alın.
·
Yaşam izin için sürekli değişen ve gelişen bir
süreçtir. Bu süreçte başarı kadar başarısızlıklarda olacaktır.
Başarısızlıkların tüm yaşamınızı etkilemesine izin vermeyin.
·
Sınavları bir ölüm kalım savaşı olarak görmeyin.
·
İsteklerinizi ve tercihlerinizi mutlaka yerine
getirilmesi gereken yasa haline getirmeyin. Mutlaka şu bölümü
kazanmalıyım’ gibi düşüncelere kapılmayın.
·
Sürekli başarılı olma ve birilerini yenme çabası
içinde olmayın.
Bedeni
Kontrol Altına Alma( Doğru Nefes)
·
Öncelikle düzenli ve yeterli beslenmemiz gerekir.
·
Spor yapmaya zaman ayırın. Bedensel durumunuza göre fiziksel
egzersizler yapın.
·
Bedeni kontrol altına almanın birinci yolu doğru ve derin nefes
almayı öğrenmektedir. Böylece pratik bir rahatlama sağlanır.
·
Doğru ve derin nefes vücutta damarların genişlemesini, bunun
sonucu olarak da, kanın bedenin en uç ve derin noktalarına
ulaşmasını sağlar. Vücuttaki oksijen oranının artması, yüksek
kaygı nedeniyle ortaya çıkan zararlı biyokimyasal maddeleri yok
eder.Böylece birey duygusal olarak kendini rahat, dengeli ve
sağlıklı hisseder.
|